ATATÜRK'ÜN HAYATI VE KİŞİLİĞİ
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde
yükselmeye başladı.
Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal Devrimler: Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 1937 yılında çiftliklerini
hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve
Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından
kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve
Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı,
müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve
yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe,
Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve
bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya
adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi.
Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam
yemeklerine devlet ve bilim adamlarını,
sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını
tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen
gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk
Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat
katılırdı. Fransızca ve Almanca
biliyordu.
ATATÜRK'ÜN SON
YILLARI VE ÖLÜMÜ
Atatürk'ün ilk hastalık
belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı
başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî
olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç
verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya
yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına
sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay sorununun
gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta
olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye
çıktı. Kızgın güneş altında askerî
birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran
Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiğimillî
dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney
seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26
Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve
istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar
tarafından, siroz hastalığı teşhisi
kondu.
Deniz havası iyi geldiği
için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu
durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam
etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile
görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık
etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın
yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip
moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar
Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı
ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi.
Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun
hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili
haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle
iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini
kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp
servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk
Dil kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında
durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı
hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci
yıl dönümü törenlerine katılamadı.
29 Ekim 1938'de kahraman
Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl
Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi
insanlık tarihi ile başlayan, her zaman
zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan
kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun
önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk
vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve
şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere
karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an
ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük
ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır"
diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini
belirtmiştir.
Atatürk 1 Kasım 1938'de
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış
töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış
nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu
nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve
ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı.
Bundan başka eğitim ve kültür konularına da
temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern
kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul
Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara
Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü
civarında bir üniversitenin kurulması için
çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve
Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu
memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin
kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine
ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun
uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti
belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket
meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.
Atatürk'ün hastalığı tekrar
şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili
raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi
tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün
kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu.
Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar
sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe
Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş
geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü
uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan
ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk milleti
değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük
bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak
üzere temsilciler göndererek, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları
derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler. 16
Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe
Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka
konuldu.
Üç gün üç gece, gözü yaşlı
bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı,
minnet ve bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı
19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya
tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda
sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top
arabasına konularak, İstanbul halkının
gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü.
Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına
nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar,
donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan
yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı
cenazeyiİzmit'e getirdi. Burada Yavuz
zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene
kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak
üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü
bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket
edildi.
Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı
seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay
Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet
ileri gelenleri tarafından karşılanan
cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde
hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da
onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son
görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi
günü, sivil ve askerî yöneticiler ile
yabancı devlet temsilcilerinin hazır
bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı
büyük bir tören yapıldı. Daha sonra
Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak.
Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre
kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük
insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir
Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te
Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün
naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun
her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan
ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına
yerleştirildi
|